S. Deniz tutkunuz ve sualtı
teknolojileri araştırmalarına olan merakınız ne zaman
başladı?
C. Galatasaray Lisesi orta okulda okurken, Sarıyer
Yenimahalle’de denizin tam kenarında bir villada
otururduk. Sabahları duş almak, yüz yıkamak yerine yaz
kış denize atlardım. 1955 senesinde orta okulun
başlarında dış ülkelerden zorlukla getirtebildiğim
gözlük ve paletle dalar, midye toplar, spor yapmaya
yarayan yaylarladan kendi imal ettiğim tüfekle de balık
avlardım. O sene komşu villada oturan bir iş adamı,
Fransa’dan bir tüp ve ilk çıkan Cousteau -Gagnan marka
bir regülatör getirmişti. İskelede bunu günlerce denedi.
Bir türlü başarılı olamadı. Denemek istermisin? Dedi.
Denize girer girmez sanki bu iş için doğduğumu anladım.
Daha fazla alet gerektikçe yokluktan kendim nasıl
yapabilirim diye uğraştım. Örneğin ilk sualtı fenerim de
böyle oluştu. Aradan 50 sene geçti. Şimdi SUTA mensubu
arkadaşlarımla, araştırma denizatlıları, sualtı
robotları, sualtı intikal vasıtaları ultrasonik sualtı
konuşma cihazları, sualtı scooterleri ve her çeşit
oceanographic cihaz üretebiliyoruz. Bu cihazlar
katiyetle dünya standartlarından geri kalmamaktadır. Ben
kendim hala derin dalışlarıma devam ediyorum.
Kıymetli dostum, rahmetli Orhan Hançerlioğlu derdiki :
- Eğer Beethoven
Çemişkezek’te doğsaydı, katiyen 9.cu senfoniyi
besteleyemezdi. Ama muhakkak iyi kaval çalardı. Ancak
her Viyana’da yaşayanda 9.uncu senfoniyi besteleyemez.
Demek ki her olayda imkan ve yetenek bir araya gelirse
iyi bir netice ortaya çıkabilir. İnsanlar yetenekleriyle
doğarlar ama onlara imkan tanıyacak olan aile, cemiyet,
bürokrasi, devlet ve bunları teşkil eden insanların
mantaliteleri, kafa yapılarıdır.
S. Kaç yıldır bu sektör ıle ilgileniyorsunuz?
C. Liseden sonra Türkiye ve Viyanada endüstri tahsilini
ve askerliği bitirince, çalıştığım çeşitli işlerin
yanında, 1970’ten başlıyarak, profesyonel olarak deniz
işleriyle uğraşmaya başladım. Bunları yaparken çoğu
zaman rahmetli ortağım Emre Omur’la beraber dış
ülkelerde, sualtı teknolojileri ile ilgili, örneğin,
sualtında kaynak, kesme, patlayıcıların kullanılması,
akustik elektroniği gibi kurslara katıldım. Netekim bu
bilgilerle Kıbrıs’ın Girne limanındaki kayaları,
(Yunanlıların senelerce uğraşıp muaffak olamamalarına
karşın) 1977 senesinde 200m boyunda, 4.80 m derinliğinde
bir koridoru, hiçbir yere zarar vermeden, tonlarca
dinamitle atmak bana nasip oldu .1974 senesinde Egemar
ltd. ve ortağımlada İstanbul Gemi Kurtarma, Enkaz
kaldırma şirketini kurduk.ve birçok imkansız gibi
görülen işleri başardık. Her biri ayrı bir roman
olabilecek bu operasyonel çalışmalar muaffak oldukça
bize mutluluk ve heyecan veriyordu. Çünkü bence
mutluluk, zaferden ileri gelen bir sevinçtir. Ancak her
işte olduğu gibi zamanla bunlar rutin, sıradan işler
gibi gelmeğe başladı.Yeni heyecanlar, adrenalin, başarma
sevincini ancak sıcak ve temiz denizlerde sualtı
teknolojilerini üretmek ve bunların denemelerini yaparak
bulacağımı düşündüm. Bu cihazların iktisadi değerleri
olacağına, başarılı olunca takdir göreceğime
inanıyordum. Henüz bürokrasinin işleyişini, Türkiye’nin
nasıl olupta teknolojide ve her konuda geri kaldığını
tam kavrayamamıştım. İşlerimi tasfiye edip Bodruma
yerleştim.
S. Denizaltı fikri nasıl doğdu?
C. Denizaltıdan çok evvel birçok oceanografic alet imal
etmiştim. Örneğin Türkiye’de yapılan ilk sallama TV
kamerası gibi. 1970 senesinden itibaren dalgıçların
dalamadığı yüzlerce metre derinlikleri tetkik
edebiliyordum. Bu cihazla batan Bursa uçağı, kimsenin
bilmeyi bırakın, dünya literatüründe bile olmayan,
Marmara’nın soğuk sularının altındaki fay hatlarından
çıkan sıcak su bölgelerinde oluşmuş mercan tarlaları,
Çanakkale boğazında batan Romen gemisi, Marmara’da batan
parafin tankerini, daha yüzlerce modern ve antik batığı
buldum. Derin sulardan dalgıç kullanmadan batık çıkarma
sistemini geliştirdim. Cousteau’nun denizatlısı Denise’i
tetkik ettikçe (herkes bu denizatlıyı Cousteau imal etti
zanneder, ancak bu cihazı Westhinghouse imal
etmiştir.-l’homme et la mer s.267) teknolojik açıdan
yapamıyacağımız hiçbir kısmının olmadığını anladım.
Zaten bürokrasi mani olmaz, devlet dış alımlar yerine
her şeyi memleketimizde yaptırmayı denerse, Türkiye’de
yapılmayacak hiçbirşey olmadığına inanıyorum. Deniz
Kuvvetleriyle zaman zaman olan temaslarımda, arzu
edilmez ama, yeni bir Dumlupınar hadisesi gündeme
gelirse onu kurtaracak, altından bir kılavuz halat
geçirecek bir kurtarma denizatlısı ve robot kolu olan
sualtı robotu gerekeceğini, neden bunun yapılmadığını
sorduğumda, şu anda Türk teknolojisinin buna müsait
olmadığı söylendi. Ben aksini iddia edince Gölcük’e
gitmem ve bütün imkanlardan faydalanabileceğim bir
komutanımız tarafından söylendi .Gölcükteki herşey
devasa boyutlardaydı. Minyatür hiçbirşey bulamadığımdan,
önceleri bir yardım alamadım, ancak denizaltı bitince,
ultrasonik konuşma cihazları konusunda (sualtında
elekromanyetik dalgalar çalışmıyor) rahmetli Güven
Erkaya paşa bize engin bilgilerini aktararak büyük
zamanlar kazandırdı. Bugün bu konuda en ileri düzeyde,
Nato standartlarında imalat yapabiliyoruz. Konuşma
menzilimiz 10 km civarındadır.Başından beri en büyük
hamimiz, bizi teşvik eden, testler için Donanma
gemilerini tahsis eden Vural Bayazıt paşaya ve onun
sayesinde işbirliğini ve dostluğunu kazandığımız Nadir
Kınay Amiralimize ömrümüz oldukça müteşekkir kalacağız.
Şu anda SUTA teşkilatının sahip olduğu robotlardan üçü
yukarda bahsi geçen üç değerli insanın adını
taşımaktadır.
S. Denizaltıların yapımından tamamlanma aşamalarına
kadar geçen süreden bahsedermisiniz?
C. Denizaltılar umumiyetle bir senede tamamlanıyor.
Finansal sorun olmasa bu zaman 6 aya indirilebilir.
Denizatlıların 16-20 mm et kalınlığındaki özel çelikten
yapılan ve insan alan 1 atmosferlik mukavemet kabininin
ve robot kolun yapımı 2-3 ay sürüyor. Bunu SUTA mensubu
arkadaşımız Turgay Tumbalı’nın fabrikasında yaptığımız
plana göre imal ediyoruz. Daha sonra sıra elektronik,
hidrolik, soluma cihazları gibi ince işlere geliyor.
Apollo serisi uzay kabinlerinde ne gerekiyorsa burda da
aynı şeyler geçerli. Neticede amaç küçük bir mekanda
insanı yaşatmaktır. Örneğin rutubet emici filtre muayyen
limitlerde devreye girip çıkmalıdır.Bütün rutubeti
emerse, boğazınız kurur, az emerse etraftan sular
damlar. Oksijen seviyesi %19-20 arası olmalıdır .Az
olursa yaşayamassınız. %22.8 i geçerse yanıcı-patlayıcı
olur. Çıkardığınız karbondioksit ve hertürlü zehirli gaz
için ayrı filtreler saniyeler içinde ölçüm yapar devreye
girer veya devreden çıkar. Sızdırmazlık elemanları ve
daha birçok sistemin imalat ve montajı yaklaşık 8
ayımızı alıyor. Turistik denizaltılar daha büyük ve
basittirler. Derine dalmadıkları, robot kolları ve daha
birçok teferruatları olmadığı ıçın çok daha çabuk
yapılabilirler. Üstelik Türk malı denizaltının parça
sorunu, dış ülkelere bağımlı olma gibi bir sorunu
yoktur. Aynı durum robotlar için de geçerlidir. Bizim
denizaltımız 81 sorunsuz dalış yaptı.Robotların imalatı
ise sadece 1 ay almaktadır.
S. Toplamda kaç denizaltı yaptınız ve ne gibi teknik
özelliklere sahipler, hangi amaçlar için
kullanılıyorlar?
C. Toplam 2 denizaltı, 25 robot ve derin su video
kamerası, sualtı intikal vasıtaları ve scooterler imal
ettim.Denizaltılarda, robotlarda, kurtarma-araştırma ve
eğitim amaçlı kullanılmaktadır. Bu çerçevede bazen Deniz
Kuvvetlerinden, Üniversitelerden eğitime gelen personel
oluyor. Bu aletler çeşitli derinliklerde
çalışabilmektedir.Örneğin denizaltımız Deniz
Kuvvetlerimiz tarafından 410 m de test edilmiştir. Daha
derinde çalışan denizaltı yapmak için ekstra bir bilgi
gerekmemektedir. Tazyik kabinini daha kalın ve daha
pahalı çelikten yapmak(titanyum gibi) sorunu
çözmektedir. İç cihazlar 1 atmosferde çalıştıkları için
bir değişiklik gerekmemektedir. Robotlarsa, sualtı
petrol ve doğal gaz hatlarının senelik surveyi,
sualtında delil toplama, kaçakçılık, ceset, bomba,
kimyevi atık tesbiti gibi polisiye vakalarda, balık
çifliklerinde, fay hatları, biyolojik, arkeolojik
araştırmalarda daha birçok işte insan hayatını riske
etmeden, zaman ve derinlik limiti olmadan
kullanılabilmektedirler.
S. Gerek denizaltı gerekse robot üretimlerinde nasıl
bir ekiple çalışıyorsunuz?
C. SUTA bünyesinde elekronikçiler, mekanikçiler, Deniz
Kuvvetlerinin çeşitli branşlarında çalışmış personel,
avukat, dalgıç ve denize, teknolojiye gönül vermiş
birçok insan çalışmaktadır.
S. Türk denizatlılarının seri üretimi yapılması
planlanıyormu, bu konuda Deniz Kuvvetleri ile herhangi
bir protokolünüz varmı?
C. Deniz Kuvvetleriyle olan münasebetlerimiz şu anda
akademik seviyede devam etmektedir, Ancak ben bu
konularda izahat vermeye yetkili değilim.
S. Milli Gemi Projesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
C. Bu proje bence çok olumlu ancak çok gecikmiş bir
projedir. Sadece Silahlı Kuvvetler değil, tüm kamu ve
özel sektör evvela her ihtiyacını memleketimizde
ürettirirse teknoloji gelişir, istihdam, kalifiye iş
gücü yaratılır, dış ülkelere bağımlı olmaktan kurtulur,
hukukun hiçbir şey ifade etmediği, sadece güçlünün
sözünün geçtiği dünyamızda, bizde daha güçlü olabiliriz.
Ümidim odurki, artık olur olmaz her şeyi, dış ülkelerden
şişirilmiş faturalarla alıp birkaç aracıya milli
servetimiz hediye edilmez, bu proje her konuda bir örnek
olur.
S. SUTA kaç yılında doğdu?
C. Aslında SUTA 25 senedir vardı. Grubumuz hep sualtı
teknolojileriyle uğraşıyordu. İlk Denizaltı bitipte daha
iskelemizin 5 m önünde 4 metrelik suda dengelerine
bakmak üzere suya değdiği an kıyamet koptu.Müze,
Amerikan teşkilatı İna, vali Aytaman’ı ikna ettiler. Bu
denizaltı sualtı hazinelerimizi talan edecek çünki robot
kolu var. O robot kolsa 40 lık çelik halatı kavramak
için tasarlanmıştı. Hepside biliyorlardıki kazı yapmadan
denizden bir şey çıkarılamaz. Tabii olarak 4 hukuk
profesörünün yazılı mütaalasını aldım. Prof. Faruk Erem,
Köksal Bayraktar, İzzettin Doğan, Duygun Yarsuat.hepside
2863 sayılı kanunla sportif amaçlı dalışların
yasaklandığını, bu işin sporla ilgisi olmadığını,
teknolojik ve ilmi bir çalışma olduğunu, benim bu kanun
kapsamına girmediğimi, üstelik anayasanın 27.ci
maddesinin korumasında olduğumu raporlarında yazdılar.
Ama Aytaman 5 sene ağır hapsimi isteyerek benim ağır
ceza mahkemesinde yargılanmama sebep oldu. Tabii beraat
ettim. Sonradan neden taltif edileceğime, buralardan
kaçırılmak istendiğimi, mesela Amerikan teşkilatının
antik batık var diye devlet arşivlerine kaydettirdikleri
koordinatta sadece 2 adet bira şişesi kaldığını Kültür
Bakanlığının tayin ettiği müfettişle ve onunda resmi
raporuyla tesbit edince anladım. Bu gibi hadiseler bizi
birbirimize kilitledi, zaten gecikmiş olan resmileşme
işimizi hızlandırdı ve 1998 de resmen kurulduk.Bende
dünyada, denizaltı imal ettiği için Kuvvet Komutanından
tebrik mektubu alırken, ağır cezada yargılanan ilk insan
oldum.
S. Bugüne kadar hangi alanlarda faaliyet gösterdi ve
çalışmalarını sürdürüyor?
C. SUTA nın şimdiye kadar yaptığı işlerin listesi birkaç
sayfa tutacağından sadece birkaç konuya
değineceğim.Bunlar: Türkiye’de şimdiye kadar
üretilmemiş, ileri teknoloji gerektiren sualtı
aletlerinin geliştirilmesi ve imalatı, bu bilgi
birikimini, bilimsel konferanslarda, üniversitler ve
alakalı özel, tüzel, kamu, askeri, her kesimle
paylaşmak.-Hernevi derin su operasyonlarında faaliyetler
göstermek.fay hatları, sualtı fauna ve florasının
araştırılması, sualtı envanter çalışmaları ve buna
benzer çalışmalardır. Gaye, Türkiye’de her konuda olduğu
gibi kendine güvenip, sebat edip, üretken olunca, her
şeyin yapılabileceğini göstermektir. Örneğin milyarlarca
dolarlık helikopter ihalelerini duymak bizi üzmektedir.
Neden burada imal edilmez? Devlet ne yapar, ne yaptırır.
İşte talihsizliğimizde bu.
S. Geçtiğimiz günlerde Almanya’ya satılan robotlardan
bahsedermisiniz.Bu robotların ne gibi özellikleri var.?
C. Bunlar SUFO (su ufosu) serisi robotlar. Bir Almanın
deneyip beğenmesi ve mümessillik talebi üzerine,
kendisine bir adet sattık .Beğenildiğini, siparişler
alacağını bildirdi.SUFOların 2 türü var :1.- 50 veya100m
derinliğe kadar dalabilen tek kameralı olup sadece
görsel araştırma yapan, 2.-50 ila 250m ye dalabilen
alternatifleri olan, gemi altı, batık içi araştırmaları
için tepesinde 2ci kamerası bulunan, örnek almak için
robot kolu olan tür.
S. Derneğinize üye olma imkanı varmı ve ne gibi
özelliklere sahip olmak gerekmektedir.
C. Derneğimiz, teknik, hukuki, idari, kırtasiye,
bürokrasiyle mücadele!, denizcilik, dalgıçlık, tanıtım,
pazarlama konusunda ciddiyetle çalışacak, özelliklede
teknolojik açıdan kendini geliştirmeye azmetmiş, denize
gönül vermiş, bu konularda belli seviyedeki insanlara
kapısı açıktır.
S. Su altı teknolojiler araştırmaları konusunda
Türkiye’nin en büyük eksiği nedir?
C. Sadece sualtı teknolojilerinde değil, teknolojik her
konuda gelişememizdeki en büyük sebep DEVLET ve
BÜROKRASİ namına karar mekanizmasının başında olan
insanların mantaliteleridir.Örnek : 2000 senesinde
Denizcilik Müsteşarlığına bir teklifte bulunduk.
Dedikki:Nasıl Sivil Havacılık varsa, dünyanın gelişmiş
ülkelerinin hepsinde SİVİL DENİZALTICILIK var. Nasıl
askeri personele muaffakiyetle hem denizaltı pilotluğu
hem de robot operatörlüğü kursu verdiysek, izin verinde
bu kursları sivillerede verelim. Turistik denizaltılar
imal edelim. Mesela Botaş’ın boru hattının survey’ini
yabancılar yerine bizim gençlerimiz yapsın. Çok alaka
gösterdiler. Yıldıray Koçarslan başkanlığında bir
uzmanlar heyetini gönderdiler. Günlerce sabahlara kadar
çalıştık, Globalleşen dünyadan uzak olmayalım diye,
Alman ve Amerikan ‘Denizaltı imalat’ ve ‘Denizaltı
kullanma’ tüzüklerini tercüme ettik. Ve bu heyet bu iki
tüzük taslağını Ankara’ya 1-2 ay içinde çıkar diye
götürdüler. Uzun zaman bütün çabalarımıza rağmen netıce
çıkmayınca zamanın denizcilikten sorumlu Devlet Bakanı
Ramazan Mirzaoğlu beye gittik.Hemen talimat veriyorum
kısa zamanda hallolur dedi. Sene 2005.Hala tık yok.
Müjdat Gezen izinsiz tiyatro kursu verdi diye
mahkemelerde süründü. Ne o, ne de ben para, menfaat için
uğraşmiyoruz. Şu dünyadan göçmeden SUTA yı Vakıf haline
getirip memlekete ve gençlere faydalı olurken, arkamızda
hoş bir seda kalsın istedik. Sayın Başbakan,
bürokrasiden kendisi şikayet etmekte ve teknolojinin
himayesinde olduğunu her fırsatta ifade etmektedir. Bu
yazıyı yoğun işlerinin arasında görür diye ümit
etmekteyim. Bırakın yardımı, devlet, kıyı kanunu
sebebiyle bizden aldığı, üzerinde deneylerimizi
yaptığımız eski ön bahçemiz ve iskelemiz için bizden
kira almaktadır.
S. Bu iş büyük bir bütçeyi de beraberinde
getiriyor.Finansman desteğini nasıl sağlıyorsunuz?
C. Tasfiye ettiğim şirketlerim sayesinde bu günlere
gelebildik . Artık bu imkan sonuna kadar kullanıldığı,
devletten ümidimiz olmadığı için, ürettiklerimizi
satarak ya da bulabilirsek sponsor bularak devam
edeceğiz. Her rüya gerçek olmaz, belki de kimseye
faydalı olamadan sahneden çekiliriz.”
|